DENİZ GEZGİNCİ: MÜNİH ARTIK BENİM EVİM

Röportajlar 17.10.2026 - 12:21, Güncelleme: 17.10.2026 - 12:21 1123 kez okundu.
 

DENİZ GEZGİNCİ: MÜNİH ARTIK BENİM EVİM

Münihin Sesi’nin kurucusu gazeteci Deniz Gezginci ile Almanya’da Türkçe gazetecilik, göçmen kimliği, edebiyat ve aidiyet üzerine Söyleşi: Abil Hasanov
Bir şehri tanımak, yalnızca sokaklarını bilmek değildir. O şehirde yaşayan insanların hikâyelerini dinlemek, sorunlarını görmek ve seslerini duyurmak da gerekir. Gazeteci Deniz Gezginci, Münih’te kurduğu “Münihin Sesi” ile bunu yapmaya çalışıyor. Yerel gazeteciliğe İzmir’de başlayan Gezginci, yıllardır Münih’te yaşayan Türk toplumunun gündemini takip ediyor. Kurucusu olduğu Münih Kitap Kulübü ile de edebiyatın ve kültürel buluşmaların birleştirici gücüne katkıda bulunuyor. Deniz Gezginci ile Almanya’da Türkçe gazeteciliğin bugünkü durumunu, göçmen kuşaklar arasındaki farklılıkları, edebiyatı ve zamanla değişen ev kavramını konuştuk. --- — Deniz Bey, uzun yıllardır Almanya’da gazetecilik yapıyorsunuz. Sizi “Münihin Sesi”ni kurmaya yönelten temel ihtiyaç neydi? Bu platform aracılığıyla kimlerin sesini duyurmak istediniz? — Yerel medyanın gücüne inanan bir gazeteciyim. Özellikle İzmir’de yerel medyada çalışmış olmam, bu alandaki deneyimimi ve bakış açımı şekillendirdi. Almanya’ya geldiğim ilk günlerde, Münih’te yaşayan Türk toplumunun sesini duyurabilmek amacıyla “Münihin Sesi” haber portalını kurdum. Temel amacım, burada yaşayan insanlarımızın gündemini, sorunlarını ve yaşadıklarını kamuoyuna ulaştırmaktı.   — Almanya’da Türkçe gazetecilik yapmak ne kadar zor? Buradaki Türk okurunun Türkiye’deki okurdan farklı beklentileri olduğunu düşünüyor musunuz? — Bana göre Almanya’da Türkçe gazetecilik yapmak, Türkiye’dekinden daha kolay.  Okurların beklentilerine gelince, Almanya’daki Türk okuruyla Türkiye’deki okur arasında bu açıdan büyük bir fark olduğunu düşünmüyorum. Bir gazeteciden beklenen şey dürüst, tarafsız ve doğru habercilik yapmasıdır. Buradaki Türk toplumu da Türkiye’deki okurlar da aslında bunu bekliyor. — Almanya’da yaşayan Türk toplumu artık birkaç kuşaktan oluşuyor. İlk kuşakla burada doğup büyüyen gençlerin Türkiye’ye, Almanya’ya ve kendi kimliklerine bakışlarında ne gibi farklılıklar gözlemliyorsunuz? — Aralarında önemli farklılıklar var. İlk kuşağın toplumsal gelişmelere daha duyarlı olduğunu gözlemliyorum. Özellikle Türkiye’de yaşananları daha yakından takip ediyor ve bu gelişmelerden daha fazla etkileniyorlar. Almanya’da doğup büyüyen gençlerin ise Türkiye’ye yönelik aidiyet duygusu doğal olarak daha farklı. Zamanla Türkiye’den ve Türkçeden uzaklaşabiliyorlar. Bunu da son derece normal karşılıyorum. Çünkü bu gençler, yaşadıkları toplumun içinde kendilerine ait yeni kimlikler oluşturuyorlar. — Sizce Almanya’da yaşayan Türkler, Alman toplumunda yeterince görünür hâle geldi mi? Yoksa hâlâ kalıplaşmış yargılar üzerinden mi değerlendiriliyorlar? — Bu soruyu on yıl önce yanıtlasaydım, Türklerin Almanya’da yeterince görünür olmadığını, hatta kimi zaman görünmek istemediğini söyleyebilirdim. Ancak bugün durumun çok değiştiğini düşünüyorum. Türk toplumunu, Almanya’nın en güçlü ve ülkenin toplumsal yaşamında en etkili göçmen topluluklarından biri olarak görüyorum. Özellikle burada doğup büyüyen gençlerin yanı sıra Türkiye’den gelen üniversite mezunu, nitelikli ve profesyonel meslek sahibi gençlerin de Türk toplumunun görünürlüğünü artırdığına inanıyorum. Üstelik sosyal medyanın hayatımızda bu kadar etkili olduğu bir dönemde, artık herhangi bir topluluğun bütünüyle görünmez kaldığını düşünmüyorum. — Göçmen bir gazeteci, iki toplum arasında çalışırken zaman zaman her iki tarafın da eleştirileriyle karşılaşabilir. Siz meslek hayatınızda böyle durumlar yaşadınız mı? Eleştirilere yaklaşımınız nasıl? — Eleştirmek de eleştirilmek de gazeteciliğin doğasında var. Biz başkalarını eleştiriyorsak, kendimiz de eleştiriye açık olmalıyız. Eleştirinin insanı güçlendirdiğine inanıyorum. Ancak günümüzde eleştirinin kimden ve hangi amaçla geldiği de önemli. Yalnızca eleştirmiş olmak için konuşanları çok fazla dikkate almıyorum. Buna karşılık, değer verdiğim birinden eleştiri geldiğinde durup düşünüyorum. Acaba bir yerde hata mı yapıyorum, gözden kaçırdığım bir şey mi var diye kendimi sorguluyorum. Bence insanın kendi yaptıklarına dışarıdan bakabilmesi de önemli. HERKES GAZETECİ DEĞİLDİR — Sosyal medya artık herkese kendi haberini ve düşüncesini geniş kitlelere ulaştırma imkânı veriyor. Böyle bir dönemde yerel gazeteciliğin ve “Münihin Sesi” gibi platformların rolü sizce nasıl değişiyor? — Herkes nasıl doktorluk ya da avukatlık yapamıyorsa, gazeteciliğin de bu işin eğitimini almış, mesleki yeterliliğe sahip kişiler tarafından yapılması gerektiğine inanıyorum. Ancak bugün ciddi bir kavram kargaşası yaşanıyor. Fenomenler, influencer’lar, YouTuber’lar... Ben bu sıfatların hiçbirini kendim için kabul etmiyorum. Çünkü yıllarca gazeteci olmak için eğitim aldım ve mesleğimi okulda öğrendiğimiz basın meslek ilkelerine uygun biçimde yapmaya çalışıyorum. Gazetecilik benim için yalnızca bir haberi paylaşmak değil, aynı zamanda o haberin doğruluğundan ve kamuoyuna karşı sorumluluğundan emin olmaktır. “Münihin Sesi”nin de bu anlayış sayesinde daha fazla takip edildiğini ve güvenilir bir haber kaynağı olarak görüldüğünü düşünüyorum. “ON TÜRK BİLE BULAMAZSIN DEMİŞLERDİ” — Kurucusu olduğunuz “Münih Kitap Kulübü” bugün geniş bir okur çevresini bir araya getiriyor. Bu girişimi başlatırken nasıl bir amaçla yola çıktınız? Geçen yıllarda sizi en çok ne şaşırttı? Gelecekte Azerbaycanlı yazarlarla da buluşmalar düzenlemeyi düşünüyor musunuz? — Münih Kitap Kulübü’nü kurduğumda bana, “Münih’te kitapla ilgilenen on Türk bile bulamazsın” demişlerdi. Bugün sayımız 1.500 kişiye ulaştı. Yola çıkarken amacım Münih’in kültür, sanat, edebiyat ve kitap hayatına katkıda bulunmaktı. Bugün geldiğimiz noktaya baktığımda ne kadar doğru bir iş yaptığımızı görüyorum. Yazar buluşmalarında milliyet ya da memleket ayrımı yapmıyorum. İnsanların ilgisini çekecek, katılmaya değer bulacağı ve zamanlarını boşa harcamayacak her türlü kültürel etkinliğe, söyleşiye ve edebiyat buluşmasına kapımız açık. Bu elbette Azerbaycanlı yazarlar için de geçerli. “BEN ÖZGÜR BİR GAZETECİYİM” — “Buçuklu Semtin Hergele Çocukları” ve “Babamın Hikâyesi” adlı iki kitabınız yayımlandı. Gazeteci Deniz Gezginci ile yazar Deniz Gezginci arasında nasıl bir fark var? Gazetecilikte söyleyemediklerinizi edebiyatta söyleyebiliyor musunuz? — Açıkçası iki kitabımın da çok büyük bir edebî değer taşıdığını düşünmüyorum. Biri sade bir dille kaleme alınmış bir anı kitabı, diğeri ise yine oldukça yalın bir anlatımla yazılmış bir biyografi. Bu nedenle kendime yazar demeyi de doğru bulmuyorum. Çünkü yazarlığa hayatını, zamanını ve emeğini adamış insanlara haksızlık etmiş olurum diye düşünüyorum. Gazetecilikte söyleyemediklerimi edebiyat yoluyla ifade etme gibi bir ihtiyacım da olmadı. Ben özgür bir gazeteciyim. “Münihin Sesi” kendi yayın organım. Bunun yanı sıra Türkiye’de Odatv ile çalışıyorum. Bugüne kadar yaptığım hiçbir haber nedeniyle “Şunu yazamazsın, bunu yazamazsın” şeklinde bir baskıyla karşılaşmadım. Bu bakımdan kendimi şanslı bir gazeteci olarak görüyorum. — Almanya’da yaşayan Türk, Azerbaycanlı ve diğer göçmen kökenli yazarların daha geniş bir okur kitlesine ulaşabilmesi için sizce en çok neye ihtiyaç var? İyi çevirilere mi, yayınevlerinin ilgisine mi, medyanın desteğine mi, yoksa yazarlarla okurlar arasında yeni köprüler kurulmasına mı?   — Bence her şeyden önce yazarın okunmaya değer, okurun ilgisini çekebilecek eserler üretmesi gerekiyor. Elinizde gerçekten değerli bir eser varsa, insanların bir şekilde ona ulaşacağına inanıyorum. Özellikle sosyal medyanın bu kadar geliştiği günümüzde bunun imkânları daha da arttı. Elbette iyi bir yayıneviyle çalışmak, medyanın desteğini almak ve okurla doğrudan buluşabilmek de çok önemli. Bunların hepsi bir eserin daha geniş çevrelere ulaşmasına katkı sağlıyor. Ama bana göre öncelik her zaman eserin niteliği olmalı. Ortaya koyduğunuz çalışma gerçekten iyiyse, er ya da geç kendi okurunu bulacaktır. — Uzun yıllar Almanya’da yaşamak sizde “ev” kavramını nasıl değiştirdi? Bugün “ev” dediğinizde aklınıza ilk neresi geliyor? — Münih artık benim evim oldu. Özellikle burada yaşayan Türk toplumuyla yıllar içinde adeta bir aile gibi olduk. Benim için ev, insanın kendisini en rahat ve huzurlu hissettiği yerdir. Kendinizi yabancı hissetmediğiniz, olduğunuz gibi yaşayabildiğiniz yer... Ben Münih’te kendimi çok rahat hissediyorum. O nedenle burası artık benim evim. — Son olarak, geleceğe baktığınızda hem kendinizi hem de “Münihin Sesi”ni nerede görüyorsunuz? Gerçekleştirmek istediğiniz yeni hedefleriniz var mı? — Açıkçası ne kendimi ne de “Münihin Sesi”ni bugün olduğumuzdan çok farklı bir yerde görüyorum. Bundan sonra da gücüm yettiğince basın meslek ilkelerine bağlı kalarak gazetecilik yapmaya devam etmek istiyorum. Bugünkü konumumdan ve yaptığım işten oldukça memnunum. Benim için önemli olan, mesleğimi doğru bildiğim şekilde sürdürebilmek. --- Barın Ajans | Söyleşi: Abil Hasanov
Münihin Sesi’nin kurucusu gazeteci Deniz Gezginci ile Almanya’da Türkçe gazetecilik, göçmen kimliği, edebiyat ve aidiyet üzerine Söyleşi: Abil Hasanov

Bir şehri tanımak, yalnızca sokaklarını bilmek değildir. O şehirde yaşayan insanların hikâyelerini dinlemek, sorunlarını görmek ve seslerini duyurmak da gerekir. Gazeteci Deniz Gezginci, Münih’te kurduğu “Münihin Sesi” ile bunu yapmaya çalışıyor.

Yerel gazeteciliğe İzmir’de başlayan Gezginci, yıllardır Münih’te yaşayan Türk toplumunun gündemini takip ediyor. Kurucusu olduğu Münih Kitap Kulübü ile de edebiyatın ve kültürel buluşmaların birleştirici gücüne katkıda bulunuyor.

Deniz Gezginci ile Almanya’da Türkçe gazeteciliğin bugünkü durumunu, göçmen kuşaklar arasındaki farklılıkları, edebiyatı ve zamanla değişen ev kavramını konuştuk.

---

— Deniz Bey, uzun yıllardır Almanya’da gazetecilik yapıyorsunuz. Sizi “Münihin Sesi”ni kurmaya yönelten temel ihtiyaç neydi? Bu platform aracılığıyla kimlerin sesini duyurmak istediniz?

— Yerel medyanın gücüne inanan bir gazeteciyim. Özellikle İzmir’de yerel medyada çalışmış olmam, bu alandaki deneyimimi ve bakış açımı şekillendirdi. Almanya’ya geldiğim ilk günlerde, Münih’te yaşayan Türk toplumunun sesini duyurabilmek amacıyla “Münihin Sesi” haber portalını kurdum. Temel amacım, burada yaşayan insanlarımızın gündemini, sorunlarını ve yaşadıklarını kamuoyuna ulaştırmaktı.

 

— Almanya’da Türkçe gazetecilik yapmak ne kadar zor? Buradaki Türk okurunun Türkiye’deki okurdan farklı beklentileri olduğunu düşünüyor musunuz?

— Bana göre Almanya’da Türkçe gazetecilik yapmak, Türkiye’dekinden daha kolay. 

Okurların beklentilerine gelince, Almanya’daki Türk okuruyla Türkiye’deki okur arasında bu açıdan büyük bir fark olduğunu düşünmüyorum. Bir gazeteciden beklenen şey dürüst, tarafsız ve doğru habercilik yapmasıdır. Buradaki Türk toplumu da Türkiye’deki okurlar da aslında bunu bekliyor.

— Almanya’da yaşayan Türk toplumu artık birkaç kuşaktan oluşuyor. İlk kuşakla burada doğup büyüyen gençlerin Türkiye’ye, Almanya’ya ve kendi kimliklerine bakışlarında ne gibi farklılıklar gözlemliyorsunuz?

— Aralarında önemli farklılıklar var. İlk kuşağın toplumsal gelişmelere daha duyarlı olduğunu gözlemliyorum. Özellikle Türkiye’de yaşananları daha yakından takip ediyor ve bu gelişmelerden daha fazla etkileniyorlar.

Almanya’da doğup büyüyen gençlerin ise Türkiye’ye yönelik aidiyet duygusu doğal olarak daha farklı. Zamanla Türkiye’den ve Türkçeden uzaklaşabiliyorlar. Bunu da son derece normal karşılıyorum. Çünkü bu gençler, yaşadıkları toplumun içinde kendilerine ait yeni kimlikler oluşturuyorlar.

— Sizce Almanya’da yaşayan Türkler, Alman toplumunda yeterince görünür hâle geldi mi? Yoksa hâlâ kalıplaşmış yargılar üzerinden mi değerlendiriliyorlar?

— Bu soruyu on yıl önce yanıtlasaydım, Türklerin Almanya’da yeterince görünür olmadığını, hatta kimi zaman görünmek istemediğini söyleyebilirdim. Ancak bugün durumun çok değiştiğini düşünüyorum.

Türk toplumunu, Almanya’nın en güçlü ve ülkenin toplumsal yaşamında en etkili göçmen topluluklarından biri olarak görüyorum.

Özellikle burada doğup büyüyen gençlerin yanı sıra Türkiye’den gelen üniversite mezunu, nitelikli ve profesyonel meslek sahibi gençlerin de Türk toplumunun görünürlüğünü artırdığına inanıyorum.

Üstelik sosyal medyanın hayatımızda bu kadar etkili olduğu bir dönemde, artık herhangi bir topluluğun bütünüyle görünmez kaldığını düşünmüyorum.

— Göçmen bir gazeteci, iki toplum arasında çalışırken zaman zaman her iki tarafın da eleştirileriyle karşılaşabilir. Siz meslek hayatınızda böyle durumlar yaşadınız mı? Eleştirilere yaklaşımınız nasıl?

— Eleştirmek de eleştirilmek de gazeteciliğin doğasında var. Biz başkalarını eleştiriyorsak, kendimiz de eleştiriye açık olmalıyız.

Eleştirinin insanı güçlendirdiğine inanıyorum. Ancak günümüzde eleştirinin kimden ve hangi amaçla geldiği de önemli. Yalnızca eleştirmiş olmak için konuşanları çok fazla dikkate almıyorum.

Buna karşılık, değer verdiğim birinden eleştiri geldiğinde durup düşünüyorum. Acaba bir yerde hata mı yapıyorum, gözden kaçırdığım bir şey mi var diye kendimi sorguluyorum. Bence insanın kendi yaptıklarına dışarıdan bakabilmesi de önemli.

HERKES GAZETECİ DEĞİLDİR

— Sosyal medya artık herkese kendi haberini ve düşüncesini geniş kitlelere ulaştırma imkânı veriyor. Böyle bir dönemde yerel gazeteciliğin ve “Münihin Sesi” gibi platformların rolü sizce nasıl değişiyor?

— Herkes nasıl doktorluk ya da avukatlık yapamıyorsa, gazeteciliğin de bu işin eğitimini almış, mesleki yeterliliğe sahip kişiler tarafından yapılması gerektiğine inanıyorum.

Ancak bugün ciddi bir kavram kargaşası yaşanıyor. Fenomenler, influencer’lar, YouTuber’lar... Ben bu sıfatların hiçbirini kendim için kabul etmiyorum. Çünkü yıllarca gazeteci olmak için eğitim aldım ve mesleğimi okulda öğrendiğimiz basın meslek ilkelerine uygun biçimde yapmaya çalışıyorum.

Gazetecilik benim için yalnızca bir haberi paylaşmak değil, aynı zamanda o haberin doğruluğundan ve kamuoyuna karşı sorumluluğundan emin olmaktır.

“Münihin Sesi”nin de bu anlayış sayesinde daha fazla takip edildiğini ve güvenilir bir haber kaynağı olarak görüldüğünü düşünüyorum.

“ON TÜRK BİLE BULAMAZSIN DEMİŞLERDİ”

— Kurucusu olduğunuz “Münih Kitap Kulübü” bugün geniş bir okur çevresini bir araya getiriyor. Bu girişimi başlatırken nasıl bir amaçla yola çıktınız? Geçen yıllarda sizi en çok ne şaşırttı? Gelecekte Azerbaycanlı yazarlarla da buluşmalar düzenlemeyi düşünüyor musunuz?

— Münih Kitap Kulübü’nü kurduğumda bana, “Münih’te kitapla ilgilenen on Türk bile bulamazsın” demişlerdi. Bugün sayımız 1.500 kişiye ulaştı.

Yola çıkarken amacım Münih’in kültür, sanat, edebiyat ve kitap hayatına katkıda bulunmaktı. Bugün geldiğimiz noktaya baktığımda ne kadar doğru bir iş yaptığımızı görüyorum.

Yazar buluşmalarında milliyet ya da memleket ayrımı yapmıyorum. İnsanların ilgisini çekecek, katılmaya değer bulacağı ve zamanlarını boşa harcamayacak her türlü kültürel etkinliğe, söyleşiye ve edebiyat buluşmasına kapımız açık.

Bu elbette Azerbaycanlı yazarlar için de geçerli.

“BEN ÖZGÜR BİR GAZETECİYİM”

— “Buçuklu Semtin Hergele Çocukları” ve “Babamın Hikâyesi” adlı iki kitabınız yayımlandı. Gazeteci Deniz Gezginci ile yazar Deniz Gezginci arasında nasıl bir fark var? Gazetecilikte söyleyemediklerinizi edebiyatta söyleyebiliyor musunuz?

— Açıkçası iki kitabımın da çok büyük bir edebî değer taşıdığını düşünmüyorum. Biri sade bir dille kaleme alınmış bir anı kitabı, diğeri ise yine oldukça yalın bir anlatımla yazılmış bir biyografi.

Bu nedenle kendime yazar demeyi de doğru bulmuyorum. Çünkü yazarlığa hayatını, zamanını ve emeğini adamış insanlara haksızlık etmiş olurum diye düşünüyorum.

Gazetecilikte söyleyemediklerimi edebiyat yoluyla ifade etme gibi bir ihtiyacım da olmadı. Ben özgür bir gazeteciyim.

“Münihin Sesi” kendi yayın organım. Bunun yanı sıra Türkiye’de Odatv ile çalışıyorum. Bugüne kadar yaptığım hiçbir haber nedeniyle “Şunu yazamazsın, bunu yazamazsın” şeklinde bir baskıyla karşılaşmadım.

Bu bakımdan kendimi şanslı bir gazeteci olarak görüyorum.

— Almanya’da yaşayan Türk, Azerbaycanlı ve diğer göçmen kökenli yazarların daha geniş bir okur kitlesine ulaşabilmesi için sizce en çok neye ihtiyaç var? İyi çevirilere mi, yayınevlerinin ilgisine mi, medyanın desteğine mi, yoksa yazarlarla okurlar arasında yeni köprüler kurulmasına mı?

 

— Bence her şeyden önce yazarın okunmaya değer, okurun ilgisini çekebilecek eserler üretmesi gerekiyor.

Elinizde gerçekten değerli bir eser varsa, insanların bir şekilde ona ulaşacağına inanıyorum. Özellikle sosyal medyanın bu kadar geliştiği günümüzde bunun imkânları daha da arttı.

Elbette iyi bir yayıneviyle çalışmak, medyanın desteğini almak ve okurla doğrudan buluşabilmek de çok önemli. Bunların hepsi bir eserin daha geniş çevrelere ulaşmasına katkı sağlıyor.

Ama bana göre öncelik her zaman eserin niteliği olmalı. Ortaya koyduğunuz çalışma gerçekten iyiyse, er ya da geç kendi okurunu bulacaktır.

— Uzun yıllar Almanya’da yaşamak sizde “ev” kavramını nasıl değiştirdi? Bugün “ev” dediğinizde aklınıza ilk neresi geliyor?

— Münih artık benim evim oldu.

Özellikle burada yaşayan Türk toplumuyla yıllar içinde adeta bir aile gibi olduk.

Benim için ev, insanın kendisini en rahat ve huzurlu hissettiği yerdir. Kendinizi yabancı hissetmediğiniz, olduğunuz gibi yaşayabildiğiniz yer...

Ben Münih’te kendimi çok rahat hissediyorum. O nedenle burası artık benim evim.

— Son olarak, geleceğe baktığınızda hem kendinizi hem de “Münihin Sesi”ni nerede görüyorsunuz? Gerçekleştirmek istediğiniz yeni hedefleriniz var mı?

— Açıkçası ne kendimi ne de “Münihin Sesi”ni bugün olduğumuzdan çok farklı bir yerde görüyorum.

Bundan sonra da gücüm yettiğince basın meslek ilkelerine bağlı kalarak gazetecilik yapmaya devam etmek istiyorum.

Bugünkü konumumdan ve yaptığım işten oldukça memnunum. Benim için önemli olan, mesleğimi doğru bildiğim şekilde sürdürebilmek.

---

Barın Ajans | Söyleşi: Abil Hasanov

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve munihinsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.